Bir radyomuz vardı. Bazı akşamlar içimizi sadece dinleme telaşı sarar, Zekai Tunca’nın o eşsiz yorumuyla hayat kattığı şarkıları dinlerdik. Annem soba üzerinde demlediği çayını ince belli bardağa doldurur, babama nazikçe takdim ederdi. Öyle zamanlarda mutlu bir aile olduğumuzu düşünürdüm.

Birkaç yıl sonra, babam kucakladığı televizyonla dayanınca kapımıza, zengin bir aile olduğumuzu düşünmeye başlamıştım. O akşam; babamın gülümseyişi, tatlı niyetine geçmişti boğazımızdan. Çünkü; çok ender gülümserdi, babam. Hep düşüneceği ve sanki anlatmak isteyip, anlatamayacağı şeyleri olurdu. Kalın camlı, siyah çerçeveli gözlükleri vardı. Onun arkasına gizlenmiş, zümrüt yeşili gözleri bazen uzaklara dalar ve bizden kopardı. Bunu hissederdik. Bazı akşamlar, oturma odamızda, pencere kenarında duran kırmızı kadife koltuğumuzda uykuya dalardı. Annemle arasında hep bir mesafe olduğunu düşünürdüm. Akşam yemeklerinde birbirlerinin yüzlerine bakmaktan kaçınır, sadece televizyon seyrederlerdi. Ben ise; en çok babamı gözetlerdim. Bazen onu seyrederken bunun farkına varırdı ve bakışlarımız çakışırdı. Öyle zamanlarda utancımı gizleyemez, başımı başka yöne çevirirdim.

Babam nazik ve alabildiğine duygusal biriydi. En çok yazı yazardı ve biz yazdıklarını okumamaya yeminliydik. Çünkü; kazayla da olsa elimize geçmesi muhtemel olan defterlerini, kilidi mutlak üzerinde duran çekmecesinde saklardı. Saçlarını kulak memesi hizasına gelmeden kestirir ve sakal tıraşı olmayı, gerekmedikçe, sevmezdi. Onu örnek almak hoşuma giderdi. Toplumun içinde, Galata köprüsünde, yürürken bastığı yerlerin değişime uğradığını düşünür ve babamın bir melek olduğunu hayal ederdim. Hemcinslerine, anneme bakmadığı gibi bakardı.. bunu fark ettiğimde susmayı ve gerekmedikçe konuşmamayı öğrenmiştim.

Annemle ikisini balık kızartma telaşında, mutfakta izlerken, babamın annemden daha kadın olduğunu ve ellerini daha iyi kullandığını görmüştüm. Bunu görmek babamı bana yabancılaştırmamıştı. Gözlerimin önünde şiir gibi hareket eden, o oyuncuya, tepkisizce bakakalmıştım. Utanmamıştım. Çünkü; o aslında on günü aşkın sakalının ardına saklanan, elleriyle kitap sayfasını çevirmesi bile güzel bir şarkıyı andıran, bizim tanıdığımızın aksine bambaşka biriydi. İşe gittiğinde pencerenin sokağa bakan yüzünde babamın döneceği saati beklerdim. Akşam olduğunda ve geliş saati kapıya yaklaştığında yine pencere kenarında yürüyüşünü, etrafa bakışını gözlerimde bir kadın olarak canlandırırdım. Bunu kimse bilmezdi. Babam bile.

Bazen bir şey söyleyecekmiş gibi bakardım ona. Nefes nefese kaldığımı hisseder, saçlarımı okşardı. O zamanlar bildiğim tüm kitapçılarda onu anlatabilecek eserler aramaya başlamıştım. Okuyacak ve babamın aslında bir kadın olduğunu ispatlayacaktım. Buna gerek kalmadığını anladığım gün, okuldan tebeşir tozuyla ateşimi yükseltip hastalık bahanesiyle, eve erken geldiğim gündü. Annemin yokluğunu, her zaman giydiği ekru ayakkabılarını, kapı eşiğinde göremediğimde anlamıştım. Radyoda Zekai Tunca şarkı söylüyor, yukarı katta babam ona eşlik ediyordu. Şimdi; hızlıca o tahta merdivenleri çıktığımı hatırlıyorum.. yatak odasının kapı aralığından babamı görüşüm geliyor gözlerimin önüne.

Kitap okumayı bırakıp gözlerimle şahit olduğum ve onun ölümüne kadar herkesten gizlediğim, şaşkınlığın yerini, merakın aldığı o dakikalar… Beynimde yer etmiş sinek kaydı yüzü, makyajlı gözleriyle, aynaya bakan o güzel kadın.

Onun varlığını babamla birlikte herkesten sakladık. O anlarda babam o kadın oluyor ve ben yine gizlice kapı aralığından bakan görgü tanığı oluyordum. Anneme söylediğim her şeyin dışında kalan, o kadın, en çok o ekru ayakkabılar kapının önünde olmayınca evimize ziyarete geliyordu ve giderken odama çekilip babamın kırmızı kadife koltuğumuza oturuşunu izliyordum.

Şimdi yıllar geçti.. evimin balkonundan babamı anımsıyorum. Okumakta olduğum kitaplar bana anlamını herkesin bildiği ama işlerine gelmedikçe önemsemedikleri o kelimeyi öğretiyor ‘Travesti

Biz aslında bu kelimeye hiç yabancı değildik. Çünkü; ömrünün sonuna kadar sadece yalnız kaldığı zamanlarda hissettiği gibi olmuştu babam ve ben oynayabildiğim en iyi oyunu oynamıştım. Bir-iki-üç deyip tıp demeyi.

LGBT’lerin kimlik ve yönelimlerinden ötürü maruz kaldıkları ayrımcılıkların devam ettiğini belirten Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin İlerleme Raporu’nu bugün açıkladı.

İlerleme Raporu, Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Translarla ilgili bölümünde, Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu Kanun Taslağından “cinsel kimlik” ibaresinin çıkartılmasının altını çiziyor. Planlanan düzenlemenin Avrupa Birliği (AB) müktesebatına uymadığını belirten Rapor, ayrımcılıkların devam ettiğini belirtiyor.

LGBT’lerin ayrımcılık ve şiddete karşı korunması için Türkiye Hükümetine çağrıda bulunan Avrupa Komisyonu 2012 Türkiye İlerme Raporu’nun satır başları şöyle:

Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu AB mevzuatına uygun olmalı

“Hâlâ, ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik kurulunun kurulması konusunu da içeren kapsamlı bir ayrımcılıkla mücadele kanununun eksikliği söz konusu. Meclise bir kanun taslağı sunuldu ve ilgili meclis komitesi cinsel kimlik veya cinsel yönelim üzerinden ortaya çıkan ayrımcılık örneklerinin ortadan kaldırılmasını öngören düzenlemeyi taslaktan çıkardı. Mevcut yasal çerçeve Avrupa Birliği Mevzuatı ile aynı hizada değil ve etnik, dini, cinsel kimlikler ve diğer oluşlar üzerinden bireylere karşı sergilenen ayrımcılıklar devam ediyor.”

Eşcinsellik suç değil ama LGBT’ler ayrımcılığa ve şiddete maruz kalıyorlar

“Eşcinsellik Türkiye’de ceza gerektiren bir suç değil. Ancak lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (LGBT) bireyler hâlâ ayrımcılık, yıldırma gibi muamelelere maruz kalmaya devam ediyorlar ve şiddet suçlarına kurban oluyorlar.”

Çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığı devam ediyor

“LGBT çalışanlar ve kamu personeli cinsel yönelimlerinden dolayı işlerinden kovuluyor. LGBT bireylere karşı konut ve sağlık hizmetleri de dahil olmak üzere diğer birçok alanda ayrımcılık sergileniyor (özellikle trans bireylere karşı). Çok sayıda dava ve adli kovuşturma hâlâ devam etmekte.”

LGBT’lerin yaşam hakları korunmuyor; failler cezasız kalıyor

“2011 süresince Türkiye’de LGBT bireylere karşı gerçekleştirilen yaşam hakkı ihlalleri, işkence ve kötü muamele ile cinsel taciz vakaları rapor edildi. Farklı cinsel kimlik veya yönelime karşı işlenen suçların soruşturmalarında ve takiplerinde eksik kalan noktalarsa faillerin cezasız kalmasına sebep oldu.”

“Genel Ahlak” ile LGBT’lerin cezalandırılması devam ediyor

“Türk Ceza Kanununun “teşhircilik” ve “genel ahlaka aykırı hareketler” Maddeleri ve ayrıca Kabahatler Kanunu maddeleri LGBT bireylere karşı ayrımcılık uygulamak ve söz konusu bireylere ceza kesmek için yaygın olarak kullanıldılar.”

Transfobik suçlular “haksız tahrik” bahanesiyle kollanıyor

“‘Haksız Tahrik’ prensibinin transseksüel ve travesti bireylere karşı ilgili suçları işleyen kişiler lehinde defalarca kullanılması hâlâ büyük bir sorun. Keyfi tutuklamalar ve şiddet uygulamalarından dolayı polislere suçlamalar yönelten LGBT insan hakları savunucularına davalar açıldı.”

TSK hâlâ eşcinselliği “hastalık” olarak görüyor

“Kamuoyunca tanınan şahıslar LGBT bireylere karşı sıklıkla olumsuz stereotipleri kullandılar. Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) kurum içi kuralları eşcinselliği hâlâ “psikoseksüel” bir hastalık olarak tanımlamaya devam ediyor ve eşcinsellerin askerlik hizmeti için uygun olmadıklarını beyan ediyor.”

Ayrımcılığa karşı kanun yok; Hükümet’in desteğine ihtiyaç var!

İlerleme Raporu’yla birlikte açıklanan genişleme stratejisi belgesinde ise ayrımcılıkla mücadele için daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğinin altı çizilerek kapsamlı bir ayrımcılıkla mücadele kanununun olmamasına dikkat çekildi.

Ayrımcılıkla mücadele kanununun olmamasından ötürü Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans bireylerin de dâhil olduğu hassas grupların toplumsal suiistimale, ayrımcılığa ve şiddete karşı etkin biçimde korunması için Hükümet’e çağrı yapıldı.

Soylu ve destansı bir metin gibi duruyor heteroseksüel kutuplaşmanın yarattığı bedenler. Erkeklik ve kadınlık üzerine yüzyıllardır destanlar yazılıyor çünkü. Kendimizi inşa ettiğimiz, bedenlerimize çeki düzen verdiğimiz kanonik metinler olarak durdular hep karşımızda. Bu metinlere göre şekillendirdik bedenlerimizi. Metinleri sahnenin sahte ışıkları altında dönüştüren travesti bedenlerin parodileşmiş halleriyle kahkahalara boğulduk çoğu zaman. Destansı ana metnin içeriğini ve biçimini değiştirip başka türlü de yazılabileceğini gösteriyordu travesti bedenler bize. Bu bedenler sahnenin pırıltılı dünyasından çıkıp da hayatın içine bulaştıklarında, kapı komşularımız olduklarında ana metne göre kurduğumuz kendi varlıklarımızın parodileşmeye başladığını fark ettik birden. Tüm kapalılığı ve tek anlamlılığıyla, ellerine tutuşturulan metinleri sahneye koyan erkek ve kadın parodilerine dönüşüverdik çok geçmeden. Kaskatı varlıklarımızı tehdit eden trans bireyleri mahalleden kovmaya karar verdik sonunda ve durmadan kovmaya devam ediyoruz. Mümkün olabildiğince uzağa, hep daha uzağa; varlıklarımızı parodileştiremeyecekleri bir yer arıyoruz onlar için.

Oysa soylu, destansı metinlerin altında kıvrım kıvrım uzanan başka metinlerin, dinamik oluşların dışa vurmuş halleriydi onlar. Destanlarla kapamaya, katılaştırmaya çalıştığımız çoklu oluşların yüzeye çıkmış halleri. Ölüm sonrasında kasların kasılı kalmasına, yani rigor mortis’e benziyor duruşumuz. İktidarın destanları hep bizleri kaskatı görmek, bir rigor mortis halinde dondurmak istiyor.

Destanların bozulabileceğini, başka türlü de yazılabileceğini biliyoruz. İ.Ö. 8. yüzyılda Vergilius’un yazdığı Aeneis destanını dönüştürerek yeniden yazan 17. yüzyıl yazarı Scarron, Vergilius’u travestileştirmişti örneğin. Kişileri ve kahramanlık durumlarını sıradanlaştırarak değiştirmeye dayanan bir destan parodisinin örneğidir Scarron’un‘le Virgile Travesti’si. Soylu bir metnin eylemini ya da konusunu olduğu gibi sürdürerek, yani yapıtın temel içeriğini ve anlatısal devinimini değiştirmeden, onu bildik, sıradan yeni bir üslupla yeniden yazma yöntemine ‘le travestissement burlesque’ (alaycı dönüştürüm) deniliyor. Alaycı dönüştürüm, soylu bir tür olan destanı alaya almak, destan yazısının ciddi havası içerisine komik unsurlar katmak, böylelikle tonunu değiştirerek okuru eğlendirmek amacını güdüyor. (bkz Kubilay Aktulum, Metinlerarası İlişkiler, Öteki). Destan kahramanının tek merkezli ve kapalı yapısını yüceltmek yerine çok yüzlüğünü dışa vuruluyor. Bizleri birer kahraman olarak kuran destanları çökertirken, nasıl da çok yüzlülüğümüzü bize hatırlatıyor trans bireyler.

Scarron bir barok dönem yazarıydı. Ortaçağın yapıtı tek anlamlı ve kapalı, tek merkezli, önceden kurulmuş düzenlerin hiyerarşisini yansıtmasına karşın, barok kültür çok merkezli, çok anlamlı açık bir yapıt kuruyordu. Yazında, resimde ve mimaride öz arayışından vaz geçilmiş, görünüme kaymıştı ilgi. Kompozisyonun kapalı, ana bir merkeze gereksinimi olduğu ve izleyiciye önceden belirlenmiş bir bakış açısı verilmesi düşüncesi terk edilmişti. İzleyici sanki sürekli bir değişim içindeymişçesine yapıtın her bir yüzünü görebilmek için sürekli hareket etmeye zorlanır. Bir rigor mortis halinde sonsuza kadar dondurulmuş figürlerin yerine, bir oluş halinde bükülmüş figürlerle karşılaşırız. Tuhaf bir resim var Viyana’da. Bedeni öylesine bükülmüştür ki giysilerinin altındaki bedeni tespit etmekte zorlanırız. Maulbertsch‘in resminde, sanki tuhaflığın bir tür norm haline geldiğini görüyoruz. Çok tuhaf bir bakış açısından tuhaf oluşlar yaşayan bir azizin anlık temsilidir bu. Barok vizyonun uç örneklerinden biri. İzleyici olarak bize artık kapalı, anlamı sabitlenmiş bir tasvir sunulmaz, aksine yorumlamak ve yorumlarken de sınırlarımızı aşmak zorunda olduğumuz bir olayla baş başa bırakır bizi.

Bedenlerimizi tıpkı Maulbertsch’in resminde olduğu gibi oluş halleriyle sürekli bükülürken, inadına kaskatı bir rigor mortis tavrıyla destansı kahramanları oynamayı sürdürüyor ve içimizdeki çokluğu canavarlaştırarak onlarla destansı mücadelelere girişiyoruz. Fark etmesek de hayatın akışı oynadığımız rolleri çoktan parodileştirdi bile.

22 Şubat günü internet sansürünü protesto etmek için Taksim’e çıkanlara polis gaz bombalarıyla saldırdı. Çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Hevi LGBTİ üyesi Sezer Yekta da vardı. Yekta, gökkuşağı bayrağı taşıması gerekçe gösterilerek gözaltına alındı, darp edildi, polisin homofobik tacizlerine maruz kaldı.

Sezer Yekta o geceyi ve yaşadıklarını anlatıyor:

Evet 22 Şubat internet sansürü eyleminde gözaltına alınan isimlerden biri de bendim..

Saat 7 gibi Taksim’deydik. Meydandan girişte pek bir şeyler yoktu. Az öteye ilerledikten sonra (muhtemelen Mango’nun önü) sol grupların bayraklı yürüyüşü ile karşılaştık. Buradan cesaret alan ben, çantamdan çıkardığım katlı halde bulunan gökkuşağı bayrağını tam çıkarmış çubuğa takmaya çalışırken ne bir ikaz ne bir süre tanıma demeden polis terörünü bir anda üzerimde buldum. Kaçan kaçmıştı bense çoktan iki mahlukatın kollarındaydım. Gökkuşağı bayrağını elimden alıp ayaklarıyla ezdiklerini az çok hatırlıyorum.

Darp, küfür, taciz…
Biri saçımdan tutup 5-6 kişilik çevik kuvvetin arasına oturttu. Yumruklar, tekmeler, cop darbelerine direnirken “amına koduğumun ibnesi, götveren, götünü siktiğim” tarzı bir çok küfür falan filan. Etraftan insanların tepkisi üzerine darp faslı bitti… Simdi dövüle sövüle, ite kalka Mango’nun oradan meydana gitme zamanı… Her seferinde çevik polislerin arasından giriliyor, tekrardan bir darp faslı başlıyor tabii bir o kadar da LGBTİ kimliğime küfür ve taciz.

“Al içeri ibne kotamız dolsun!”
Her şeye rağmen cırlıyorum o an, canım acımıyor denk geldiğime ben de basıyorum tekmeyi… Neyse gözaltı aracının yanına geliyoruz. Üst aranıyor kimlik sorgulanıyor falan. İçlerinden biri çıkıyor: “Bunu niye getirdiniz buraya?” Diğeri müdahale ediyor: “Al, al içeri, ibne kotamız dolsun!”

Giriyorum araca. İçeride 30-40 kişi. Darptan çok feci yaralananlar, birbirlerini tanıyanlar arasında “Acaba o ne yaptı, kaç kişi var bizden?” muhabbeti, oturuyorum. Bizimkilere “Gözaltındayım” diye mesajla bildiriyorum.

“Dudağını niye deldirdin diğer delikler yetmiyor mu?”
Polis her yanımdan geçtiğinde gülüyor, sataşacak yer arıyor. Taviz vermiyorum. “Erkek adam küpe mi takar” sorusuna “Erkek adam olmadığımı göremeyecek kadar kör müsün?” yanıtı baya bir duraksatıyor.. Egosu tatmin olamadı ya şimdi de başka bir yerden vuracak sözde “Dudağının altını ne diye deldirdin, diğer delikler yetmiyor mu?” Cevabımı gülerek veriyorum: Diğer deliklerle yeterince batıyoruz size zaten maksat daha fazla batmak.

Bu arada acayip bir şekilde çişim var. Araç içinde bekleyen polislere defalarca dile getiriyorum. Hiçbirinin umrunda değil. Tam iki saat boyunca bu böyle devam ediyor. En son biri “Birileri götürsün şunu” falan dedi. “Ben onunla tuvalete gitmem” yanıtı da gelmez mi (!) (aaay götüüm…)

Kadın arkadaşlar vardı. Onlara “kızlar dönün arkanızı” dedikten sonra fermuarımı açmaya çalıştım… Ki çok ciddi idim. Gerçekten işeyecektim, o derece sıkışmıştım. “Hey tamam dur! Çıkıyoruz yola, hastanede yaparsın” diyor. Neyse sabretmeye devam ediyorum. Hastaneye geliyoruz. Ve mutlu son! O kadar sıkışmışım ki içeride kaç dakika kaldığımı hatırlamıyorum. Tek hatırladığım “Hadi lan, napiyorsun içeride?” uyarısı.

Polisten porno muhabbeti!
“İşiyorum, duymuyor musun” yanıtı onu baya germiş olmalı ki çıkar çıkmaz kolumdan tutup çeke çeke araca götürüyor. Araçta sadece erkekler var, kadın arkadaşlar sağlık kontrolüne götürülmüş. 5-6 polis falan biniyor. “Bayanlar gitti di mi, ha evet. Ee şimdi porno izleyemeyecek miyiz” diyor. Başlıyorlar bir kaç “solcu” erkekle am sik göt muhabbeti etmeye…

“Size LPG mi diyorlar?
Ortamın çok erkek kokması rahatsız ediyor tabii beni. “Sen de porno lobisinden olmalısın, size lpg mi ne diyorlar ne işin var lan” falan diyor. “Komik olmadığın konusunda anlaşalım, lpg değil, lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks” diye cevap veriyorum. Polislerden biri soruyor ordan “biseksüel tam olarak ne oluyor” açıklıyorum ben de. Neyse sıram geliyor doktora götürüyorlar önce avukatlarla karşılaşıyorum. Durum hakkında az konuştuktan sonra polis müdahale ediyor ve doktor odasına giriyorum.

“Kaç yıl sonra travesti olacaksın?”
Saçma sapan bir muayene ardından raporlar alınıp karakola gidiyoruz. Polis bana “Kaç yıl sonra travesti olacaksın?” diye soruyor. “Canım ben zaten travestiyim” yanıtını esirgemiyorum kahraman Türk polisinden (!)

Karakola geliyoruz. Savcıdan tutanak bekliyoruz. Bir gecem karakolda geçiyor. Sabah savcılığa sevk ediliyoruz. Ve avukatlarla veriyorum ifademi “Eyleme dair üzerimde hiçbir delil bulunamadı. Darp edildim, LGBTİ kimliğimden dolayı taciz ve nefret söylemlerine maruz kaldım, bir geceyi sebepsiz yere gözaltında geçirdim. Mağdur olduğumu belirtiyor ve karşı dava açılmasını talep ediyorum” dedim ve serbest bırakıldım…

Gözaltında bulunduğum süre zarfı içerisinde örgütlü mücadeleniz ve tüm çabanız karşısında gözlerim doldu resmen. Hepinizi bu örgütlenme, direnme mücadelesinde selamlıyor , kocaman kocaman öpüyorum.

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Çizgi romanlar, zaman zaman alt metinlerinde eşcinsel temalar bulundurmuş olsalar da, 1970’lere kadar pek fazla açık bir şekilde LGBTİ olan karakterlere ve öykülerine yer vermemişlerdir. Bu yazıda, ABD ve Japonya gibi LGBTİ ve Queer çizgi romanlar açısından zengin olan ülkelerdeki örneklerin yanı sıra, bu konuda çorak olan Türkiye’deki çizgi romanlara değineceğiz.

ABD
Michael Chabon’un romanı Kavalier ve Clay’in Akıl Almaz Maceraları adlı romanı, Amerikan çizgi roman endüstrisinin gelişimini kurmaca karakterlerle anlatan bir olay örgüsüne sahiptir. Biri Çek, diğeri Brooklynli olan iki yahudi kuzenin, Joe Kavalier ve Sam Clay’in ikinci dünya savaşı sırasında, Nazileri alt eden bir çizgi roman karakteri yaratması konu edilir. Kitabın bir bölümünde, eşcinsel olan Sam Clay, çizgi romanlarındaki süper kahramanlara genç oğlan yardımcılar verdiği için niyetleri sorgulanır. Bu kahramanlar arasında eşcinsel ilişkiler olduğu ima edilir.

Kulağa şaşırtıcı gelebilir, fakat işin bu kısmı kurmaca değildir. Dr Fredric Wertham adlı bir psikiyatristin 1954 yılında yayımlanan, Seduction of The Innocent (Masumların Baştan Çıkarılışı) adlı kitabı, onun tabiriyle gençleri suça ve “anti-sosyal” davranışlara iten etkenlerin başında çizgi romanları gösterir. Dönemin korku çizgi romanlarına eleştiri getiren Wertham, Batman ve Robin arasındaki ilişkinin de homoerotik yanları olduğunu ve gençleri “kötü etkilediğini” ileri sürer.

Rengarenk taytlarıyla camp estetiğinin bir parçası olmuş süper kahramanlar, pek açıkça queer veya LGBTİ temalar ortaya koymazlar uzun süre. Fredric Wertham’ın çalışmasının ürünü olan Comics Code Authority adlı sansür kuruluşunun sakıncalı bulduğu temalar arasında yer alırlar. Bir oto-sansür mekanizması olan CCA, elbette bağımsız sanatçıları çok etkilemez ve 1960 ve 70’lerin tabu yıkan atmosferinde, çizgi romanın yalnızca çocuklar için olmadığını düşünen underground çizerler, her türlü cinsel imgenin yanında, queer ilişkilere de yer verir.

Amerika’da durum böyleyken, Avrupa’da, Touko Laaksonen, nam-ı diğer Tom of Finland, 1940’ların ortalarından itibaren çizdiği underground ve erotik çizgi romanlar, karikatürler ve ilüstrasyonlarla, muhtemelen ilk modern gey çizer ünvanına hak kazanır. Bu çizgi romanlar, Amerika’da 50’li yıllarda el altından, korsan olarak dağıtılır. 1960’lara gelindiğiyse artık özgürleşen yayın ortamında gizli saklılığa pek gerek kalmamıştır.

Her ne kadar underground çizgi romanlar LGBTİ temalara yer verseler de, karakterler genelde heteroseksist bakış açılarıyla yaratılmış, genel olarak mizahi ve grotesk öğeler içeren çizgi hikayeler içinde derinliği olmayan, stereotipik biçimlerde resmedilmişlerdir. 1970’lerin ortalarında itibaren gey okuyuculara hitap eden alternatif ve underground çizgi romanlar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştır. Feminist çizer Trina Robbins öncülüğünde çıkam Wimmen’s Comix, 1970 yılında, stereotipik temsiller içermeyen, ilk lezbiyen karakterli çizgi romana yer verir: “Sandy Comes Out”.

LGBTİ temalara yer veren ilk önemli çizgi romanlardan biri, periyodik bir antoloji olan Gay Comix’tir. 1980’de Howard Cruse tarafından yayımlanmaya başlayan antoloji, çeşitli yazar ve çizerlerin katkılarıyla gey özgürlüğü hareketinin önemli bir parçası olmuş, ağırlıklı olarak otobiyografik öykülere yer vermiştir. 25 sene boyunca yayınlanan Gay Comix, toplamda 18 sayı çıkarmış ve queer çizgi roman topluluğunun lokomotif yayınlarından olmuştur. Bu süre zarfında yalnızca otobiyografik işlere değil daha fantastik sayılabilecek çizgi romanlara da yer vermişlerdir.

1980’lerden bu yana pek çok önemli LGBTİ ve queer çizgi roman yayımlanmıştır. Bugün mutlaka okunması gereken grafik romanlar listesinde yer alan ve Türkiye’de de Cenaze Evi, Şenlik Evi adıyla yayımlanan, Alison Bechdel İmzalı Fun Home (ve onun devamı niteliğindeki Annem Sen misin? – Are you my Mother?), en bilinen queer çizgi romanlardan biridir. Bu kitapta, Bechdel’in “coming out” süreci, çocukluğu ve babasının ölümünden kısa bir süre önce eşcinsel olduğunu öğrenmesi anlatılır. Elbette, Bechdel’ın bu grafik romanlardan önce, 1980’lerde yarattığı Dykes to Watch Out For’u da atlamak olmaz. Gay Comix editörü, Howard Cruse’un Stuck Rubber Baby’si de belli başlı gey grafik romanlar arasında anılmalıdır. 1995’te yayınlanan kitap, 1960’larda Amerika’nın güneyinde eşcinsellik ve ırkçılık temaları üzerine bir öykü anlatır.

1990’lardan itibaren anaakım Amerikan çizgi romanları da LGBTİ ve queer temalara yer vermeye başlarlar. Başlangıcında kahramanları yalnızca beyaz, heteroseksüel erkeklerden oluşan süper kahraman çizgi romanları, yavaş kadınlara, beyaz olmayan karakterlere ve zaman içinde LGBTİ ve queer karakterlere de yer vermeye başlar. Günümüzde, beyaz/heteronormatif tavır, büyük bütçeli süper kahraman filmlerinde devam etse de, çizgi romanlar okuyuculara farklı alternatifler sunarlar. Türkiye’de Yenilmezler adıyla gösterime giren Avengers filmi, Kaptan Amerika ve Demir Adam karakterleriyle Amerikan vatanseverliğini ve militarist bir tavrı, ekibin tek kadın üyesi olan Kara Dul/Black Widow ile de cinsiyetçi eğilimlerini ön plana çıkarır. Marvel Comics etiketiyle çıkan bir Avengers varyasyonu, Young Avengers ise buna zıt bir tavır izler. Öncelikle ekibin neredeyse tüm üyeleri LGBTİ sınırları içinde tanımlanırlar. Baş karakterlerden ikisi gey, bir diğeri lezbiyen, diğer ikisi biseksüeldir. Miss America adlı karakter, grup içinde Kaptan Amerika’ya denk düşer, fakat Latin Amerika kökenli bir kadındır ve Amerikan milliyetçiliğiyle görünürde bir alakası yoktur.

Alternatif ve anaakım çizgi romanların daha göz önünde olan örnekleri dışında, çeşitli antolojiler ve webcomic’ler (internette yayınlanan çizgi romanlar) queer çizgi romanlar bakımından zengin içerik sunmaktadır. Justin Hall’un No Straight Lines (Düz Çizgi Yoktur) antolojisi, Queer çizgi romanların 40 yıllık tarihinden, kısa işlere yer veren önemli bir çalışmadır. Rob Kirby’nin 2013’te Kickstarter’la finanse ettiği Qu33r, 33 çizerden yeni çizgi romanlara yer veren bir albümdür. Bu sene içinde Beyond adında queer bilim kurgu ve fantezi çizgi romanlara yer verecek yeni bir antolojinin de çıkması beklenmektedir.

İnternetteki LGBT temalı webcomic’lerin bir listesi için- http://www.boyinpinkearmuffs.com/lgbt-webcomics/

Japonya
ABD dışında, LGBTİ ve Queer çizgi romanların en yaygın olarak bulunduğu, hatta ABD’ye oranla daha yaygın olduğu, ülkenin Japonya olduğu söylenebilir. Japonya’da bu kategorideki çizgi romanlar ya da mangalar, çeşitli alt kategorilere ayrılmaktadır.

Yaoi kategorisindeki çizgi romanlar genç erkeklerin erotik ya da romantik aşk hikayelerine odaklanır. Genç erkekler arasındaki ilişkileri betimleyen öyküler Japonya’da başlı başına bir gelenektir ve bilinen ilk örneklerine 11. Yüzyılda rastlanmaktadır. Samurayların yaşadıkları eşcinsel ilişkileri anlatan pek çok öykü mevcuttur. 19. Yüzyıla gelindiğinde, Batılılaşma beraberinde homofobiyi de getirmiş, fakat bu geleneği bütünüyle ortadan kaldırmamıştır. Kabuki tiyatrosu ve çocuk dergileri, 20. Yüzyılın başlarında, androjen, güzel oğlanları sahnede ve sayfalarda temsil etmeye devam etmiştir. 1974’te yayınlanan Toma no shinzo (Thomas’ın Kalbi) adlı manga yaoi alt kategorisinin ilk örneklerinden kabul edilir. 1978’de çıkan Comic Jun, yaoi tarzına odaklanan ilk aylık manga dergisi olur.

Yuri tarzı mangalar genç kızlar arasındaki lezbiyen ilişkilere yer verir. Yaoi gibi yuriler de 1970’lerde yaygınlık kazanmaya başlar. Yamagishi Ryohko’nun 1971 tarihli mangası Shiroi Heya no Futari (Beyaz Odamız) ilk örneklerden biridir. Yatılı bir okulda kalan Resine ve Simone adlı iki kızın ilişkisi anlatılır. 2003’te, sadece yuri mangaları yayınlayan ilk dergi olan Yuri Shimai çıkar. Yaoi ve yuri alt türleri, genel olarak genç kızlara ve kadınlara hitap etse de, ağırlıklı olarak heteroseksüel erkekler için çıkan yuri mangalar da mevcuttur.

Yaoi ve yuri mangalar çocuklar tarafından da okunabilirken, yetişkinler için, yetişkin erkekler arasındaki ilişkileri anlatan Bara adlı bir alt tür daha mevcuttur. Bara genel olarak gey erkekler tarafından gey erkeklerin okuması için üretilen bir türdür. 1960’larda düşük sayıda dağıtılan örneklerin ardından 1971’de yayınlanan Barazoku ilk gey erkek dergisi olarak ortaya çıkar. Yaoi, genç erkekler ve oğlanlar arasındaki ilişkileri romans havasında anlatırken, bara daha gerçekçi, otobiyografik, heteronormativizme karşı politik bir tavır içinde, ya da tamamen cinsel istismara yönelik olabilir. Japonya’da, her okuyucuya hitap eden manga bulunur denmesi boşuna değildir.

Türkiye
Levent Cantek ve Funda Şenol Cantek’in altını çizdiği gibi, Türk çizgili mizahında politikacıları kadınsı özelliklerle çizmek ya da eşcinsel gibi göstermek bir tahkir yöntemi olarak kullanılmıştır. Eril düzen içerisinde kadın nitelikleri taşıyor görünen erkekler iktidarlarını yitirmiş olur. Erkeklerin kadın olarak çizilmesinde toplumsal cinsiyet kodlarını büken (gender-bender) bir yan vardır elbette, fakat bunun queer şekillerden çok ataerkillik sınırları içinde emasküle etmek amacıyla yapılması, dönüştürücü olma potansiyelini yok etmektedir.

Mizah dergilerinde kadın olarak en sık çizilen politikacı, 1950’lerde ve 60’ların başında idamından önce Adnan Menderes olmuştur, Levent ve Funda Şenol Cantek’e göre. 70’lerde ve 80’lerde Gırgır ve Çarşaf gibi dergiler dönemin politikacıları üzerinden bu trendi sürdürmüştür. Bu stereotipin sıklıkla görülen bir başka yansıması da “dansöz gibi kıvıran politikacı” leitmotifidir – ki yakın geçmişte de bazı gazete bantlarında örneklerini görmeye devam ediyoruz.

Türk çizgi romanında ve karikatüründe derinlikli LGBTİ karakterlere pek fazla rastlamak mümkün değildir. Mizah dergileri içinde eşcinsel erkekler ve trans bireyler genelde gülünç tiplemeler olarak resmedilir. Gırgır ve aynı dönemlerde çıkan mizah dergileri, eşcinsel erkekleri “hötöröf”, trans bireyleri “dönme” olarak niteler. Bu tanımlamalar yaygın olmakla beraber, tek tük farklı bakış açıları sunma gayretinde olan işlere de rastlanır.

Galip Tekin’in yazıp Kemal Aratan’ın resimlediği “Vah Vahap Vah” adlı çizgi öykü ilginç bir örnektir. 1989 yılında Dıgıl dergisinde yayımlanan öyküde, o dönemin stereotipleştirilmiş “maganda” figürlerinden biri olan Vahap adlı bir adamın, kadınlara cinsel tacizde bulundukça kadınsı nitelikler kazanması anlatılır. Göğüsleri ve kalçaları büyür ve son olarak, penisi vajinaya dönüşür. Yeniden erkek olması için başka erkeklerin ona cinsel tacizde bulunması gerekecektir. Tehdit ettiği bir adamla seks yaptıktan sonra penisini geri kazanır, fakat bu sefer de hamile kaldığını fark eder. Vahap karakteri beğenilince hikayelerinin devamı da gelmiştir.

“Vah Vahap Vah”ta, toplumsal cinsiyet kanunlarını büken bir hikaye söz konusudur. Fantastik bir senaryo içerisinde, eril bakış açısı, feminen bir bakış açısını benimsemeye zorlanır. Vahap’ın hamileliği sonunda bir oğlu olur. Vahap erkek bedenini geri kazanmıştır, fakat oğluna annelik yapmak ve onu emzirmek zorundadır. Arkadaşları arasındaki eril iktidarı sarsılmasın diye bu durumu gizlemek durumunda kalır. Öte yandan, yeniden kadınsı özellikler kazanmaktan korktuğu için uzun süre kadınlardan uzak durması gerekir.

Nuri Kurtcebe’nin 1993’te çıkarmaya başladığı haftalık erotik çizgi roman dergisi Eroskop, Kurtcebe’nin “Travesti Sevgilim” adlı öyküsünü yayınlar. Öykü “Ne erkek… Ne de kadın… İkisinin Ortası… Yani Dönme…” üst başlığıyla açılır. Süsü adlı, trans bir seks işçisinin ve ona aşık olan, evli bir adamın hikayesidir. Süsü, gece çeşitli erkeklerle birlikte olurken, sevgilisi de onu bulmaya çalışır. Geleneksel anlamda bir olay örgüsünün olmadığı hikayede, Süsü’nün birlikte olduğu tüm erkekler anal olarak penetre edilmek isterler. Süsü’nün alaycı bir şekilde “Alayınız gizli ibnesiniz lan siz!..” diye bağırması, boğaz köprüsünün göründüğü bir İstanbul manzarasında yankılanır. Öykünün sonunda, sevgilisiyle buluşan Süsü, onun da müşterilerinden farklı olmadığını gösterir. “Travesti Sevgilim”, Türkiye çizgi romanında, trans bir bireyin ana karakter ve olayların sürükleyicisi olduğu nadir işlerden biridir. Özetle, “erkek geçinen”, eşleri üzerinde ataerkil bir iktidar kuran adamların iki yüzlülüğüne vurgu yapan bir mesajı vardır.

Benzer bir hikaye yine 1993’te Joker çizgi roman dergisinde Uğur Durak’ın çizdiği “Dayanamıyorum” adlı öyküdür. Aşık olduğu, ya da sadece cinsel olarak arzuladığı kadınla bir türlü cinsel ilişkiye giremeyen bir adam, sonunda ona tecavüz etmeye kalkar, fakat sevgilisinin trans olduğunu öğrenir. Hikayenin sonunda sevgilisi ona tecavüz eder. Hedef alınan, “Vah Vahap Vah” ve “Travesti Sevgilim”de olduğu gibi yine cinsel tacizi ve tecavüzü kendisine hak gören eril zihniyettir. Tecavüz bir cezalandırma aracı olarak reva görülür.

1996’da yayın hayatına başlayan L-manyak dergisi de, yine merkezine LGBTİ karakterler almamakla beraber, çeşitli öykülerinde LGBTİ unsurlar kullanır. Cengiz Üstün’ün yarattığı popüler karakterlerden Kunteper Canavarı, kendisini rahatsız eden, huzurunu kaçırıp onu yakalamaya çalışan kişileri, olağandışı boyutlarda olan penisiyle tecavüz ederek cezalandırır. Kurbanları sıklıkla erkeklerdir. Yukarıdaki örneklerin aksine, burada ataerkil toplumu eleştirme gayretinde olan bir yapı yoktür. Okuyucunun, Kunteper Canavarının tarafını tutması, tecavüzü haklı görmesi beklenir.

Yine L-Manyak’ta, Memcoş’un yazıp çizdiği, “Bi Evimiz Vardı” ve daha sonra “Hatıralar Geçidi” sayfaları, Memcoş ve ev arkadaşı Bahadır Baruter’in, Cihangir Ülker Sokak’taki evlerinde başlarından geçen hikayeleri anlatır. Her ne kadar bu öyküler ağırlıklı olarak Memcoş’un cinsel hayatına, evlerinde verdikleri partilere, uyuşturucu kullanımına odaklansa da, dönemin sosyal ve politik olaylarının da izleri bellidir. Memcoş ve Baruter, komşuları olan transların evlerine ziyarete gider ve sorunlarını dinlerler. Habitat etkinlikleri için “sokakların temizlenmesi” – translardan, sokak çocuklarından, kedi ve köpeklerden arındırılması gündemdedir. Memcoş ve Baruter bundan dolayı duydukları öfkeyi dile getirirler ve komşularıyla olan dayanışmalarını gösterirler.

L-Manyak ekolünden aylık bir çizgi roman dergisi olan Meme’de ilk kez, başlı başına kendi köşesi olan bir trans dedektif Eylül’ün maceraları başlar. 2004 yılında yayın hayatına başlayan dergi kısa ömürlü olur. Rewhat’ın çizdiği Eylül, derginin popüler işlerinden biridir. Aynı zamanda bir seks işçisi olan Eylül, hikayelerinde dedektif rolünü de üstlenir.

Cem X’in yazıp çizdiği Tristan adlı çizgi roman, 2005’te internet üzerinden yayınlanır ve Türkiye’nin ilk gey çizgi romanı olarak lanse edilir. Fantastik bir arka planı olan hikayede, Tristan sihirli yüzükleriyle erkek ve kadın bedenlerinde ve zamanda yolculuk edebilen bir karakterdir. Çizerinin Adonis adlı blogunda, Tristan’ın homofobiye karşı savaştığı belirtilmektedir. Maalesef çizgi roman artık internet üzerinden ulaşılabilir durumda değildir.

Bu yazı, yalnızca LGBTİ ve queer çizgi romanlar konusunda yüzeyi tırmalama amacıyla kaleme alındı ve genel olarak yazarının bilgisi dahilinde olan işlere değindi. Amerika ve Japonya dışında, çizgi roman kültürünün çok yaygın olduğu Fransa ve İtalya gibi ülkelerde de önemli eserler verildiği muhakkaktır. Bu açıdan, global ölçekli, çok geniş bir araştırmanın elzem olduğu su götürmez. Türkiye çizgi romanı ise, LGBTİ ve Queer çizgi romanlar bakımından bariz bir şekilde yoksuldur. Bunun tez zamanda değişmesi ümidiyle…

Penise düşük yoğunluklu şok dalga tedavisi (EDSWT), sertleşme sorunu tedavisinde 2 yıldır kullanılan bir alternatif tedavi seçeneğidir. Bu tedavi seçeneği 10 yıldır iskemik kalp hastalığı tedavisinde kullanılmıştır.

Sertleşme sorunu psikolojik ve organik sebeplerle ortaya çıkan cinsel ilişki için yeterli penis sertliğinin sağlanamaması veya bu sertliğin devam ettirilememesi durumudur. Sertleşme sorunu insanlık var olduğundan beri bulunan ve aile içi ilişkilerin bozulması, erkeğin kendine güvenini kaybetmesi ve bunun yansıması olarak iş hayatında başarısızlık, hayattan zevk alamama durumuna kadar giden rahatsızlıklara sebep olabilen bir sağlık problemidir. Tarihin her döneminde önemini sürdürmüş olan sertleşme sorununun tedavisinin sağlanması için çeşitli alternatif yöntemlerin (macunlar, güçlendiriciler) kullanıldığı bilinir. İlaç biliminin gelişmesi ile birlikte sertleşme sorunu tedavisi için çalışmalar yapan bilim adamı sayısı artmıştır. Geçen yüzyılın son yıllarında 1998 yılında sertleşme tedavisinde çığır açan Sildenafil molekülü ilaç olarak piyasaya sunulmuştur. Sonrasında sertleşme sorunu ile özdeşleşen bu ilacın generik ismi filmlerde dahi kullanılır olmuştur. Sildenafil türü ilaçların yeni türleri ilerleyen yıllarda keşfedilmeye devam etmiştir (Vardenafil, Tadalafil). Bu çalışmalar her geçen gün artmakta ve yeni ilaçlar bulunmaya devam etmektedir.

Sertleşme Sorunu Neden Olur?

Sebebi psikolojik ve organik 2 ana başlıkta toplanır. Organik sebepler olarak, penise gelen kan akımını engelleyen hastalıkları belirtebiliriz. Bunlar şeker hastalığı, hipertansiyon, kilolu olmak(metabolik sendrom), kullanılan ilaçlar, geçirilmiş ameliyatlar, penis sinirlerini etkileyen nörolojik hastalıklardır.

Özellikle 30 yaşını geçmiş erkeklerde psikolojik sebepli sertleşme sorunu yerine organik sebepli sertleşme sorunlarını düşünerek tetkik ve değerlendirmeler yapılması gerekir.

Sertleşme Sorunu Tedavisinde penise şok dalga tedavisi (EDSWT) nedir?

Penise düşük yoğunluklu şok dalga tedavisi (EDSWT), sertleşme sorunu tedavisinde 2 yıldır kullanılan bir alternatif tedavi seçeneğidir. Bu tedavi seçeneği 10 yıldır iskemik kalp hastalığı tedavisinde kullanılmıştır. Dünyada son 2 yıldır sertleşme sorunu tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. Tedavi ağrısız, hastanede kalmayı gerektirmeyen, uygulama zorluğu olmayan bir tedavi yöntemidir. Kalp hastalarında risk oluşturmaz, işlem cerrahi bir işlem değildir, anesteziye gerek yoktur.

EDSWT işleminin etki mekanizması nedir?

Yeni damar oluşumunu sağlamak (Neoendotelizasyon ve anjiogenez)
Vücudun doğal iyileşme mekanizmaları harekete geçirilir.
Doğal sertleşme sistemi yeniden aktive edilir.

EDSWT uygulaması nasıldır?

EDSWT(penise şok dalga tedavisi), aletin probunun penisin 5 farklı bölgesine temas ettirilmesi ve bu esnada şok dalgalarının penis corpus cavernosumuna etki etmesi sağlanmaktadır. Sertleşme sorununda yeni damar oluşumu sağlayarak etkinliğini göstermektedir. EDSWT yönteminde işlem belli gün ve sayıda yapılmaktadır. EDSWT (penise şok dalga tedavisinde) her ilişkiden önce uygulanması durumu yoktur. İşlem sertleşme sorunun ağırlığına bağlı olarak 6 veya 12 seans uygulanmaktadır. Bu işlem 3 veya 6 haftalık bir dönem içerisinde uygulanmaktadır. İşlem esnasında ve sonrasında ağrı olmamaktadır ve her seansı 15 dakika kadar sürmektedir. Bu tedavideki amaç hastanın penis içi damar gelişimine yardımcı olmak ve böylece penise gelen kan akımını artırarak ereksiyon kalitesini artırmaktır.

EDSWT (Penise şok dalga tedavisi) işlemi hangi yaş grubu hastalara uygulanabilir?

Penise şok dalga tedavisi her yaşta hastaya uygulanabilir. Hastanın sertleşme problemi düzeyine göre 6 veya 12 seans uygulama yapılır. Hastada sertleşme problemi yoksa performans artırmak amacıyla uygulanmaz. Seanslar haftada 2 veya 3 kez yapılabilir, işlem 15 dakika civarında sürer. Örneğin diyabetik hastalarda 12 seans uygulanır. Uygulamanın yarısı olan 6 seans uygulanır, 3 haftalık tedavisiz dönem sonrası ikinci 6 seans uygulanır.

EDSWT tedavisinin etkinliği hafif ve orta derecedeki sertleşme sorunlarında % 80 başarı sağlanırken, ağır düzeydeki sertleşme sorunlarında başarı oranı % 60’ın üzerinde olmaktadır.

EDSWT (Penise şok dalga tedavisi) ‘nin diğer tedavilerden farkı nedir?

Sertleşme sorunu tedavisinde bir çok tedavi alternatifi bulunmaktadır. Her tedavi her hastaya uygulanamaz. Uygulanacak tedavi seçeneğinin belirlenmesinde hastanın yaşı, sertleşme sorununun sebebi, hastanın kullandığı ilaçlar, geçirdiği operasyonlar önem taşımaktadır. Üroloji doktoru tarafından hastalığın hikayesinin alınıp gerekli tahlillerin sonuçları değerlendirilerek hangi tedavi seçeneğinin verileceği kararlaştırılır.

Sertleşme sorununda yeni damar oluşumu sağlayarak penis sertliğinin sağlandığı EDSWT yönteminde işlem belli gün ve sayıda yapılmaktadır. EDSWT (penise şok dalga tedavisinde) her ilişkiden önce uygulanması durumu yoktur. İşlem 6 veya 12 seans uygulanmakta ve tedavi bu şekilde sonlandırılmaktadır. Bu işlem 3 veya 6 haftalık bir dönem içerisinde uygulanmaktadır. İşlem esnasında ve sonrasında ağrı olmamaktadır ve her seansı 15 dakika kadar sürmektedir. Bu tedavideki amaç hastanın penis içi damar gelişimine yardımcı olmak ve böylece penise gelen kan akımını artırarak ereksiyon kalitesini artırmaktır.

İşlem sonrası hasta günlük işlerine devam edebilmektedir. Hastanın hastanede yatırılması gerekmez. İşlem sırasında anestezi veya sakinleştirici ilaç uygulaması gerekmez.

EDSWT tedavisi ne kadar etkilidir?

Bilimsel makalelerde hafif ve orta derecedeki sertleşme problemlerinde %80 başarı oranı belirtilirken, ağır dereceli hastalığı olanlarda başarı oranı %60’ın üzerinde olarak belirtilmektedir.

Bu tedavide hastalar penis sertliğinin 18 yaşındaki düzeyine gelmesini beklememelidirler. Hasta eğer ağızdan alınan ilaç (sildenafil v.b.) ile sertlik sağlıyorsa ilaç kullanmadan sertlik sağlama özelliği kazanabilir. Tedavi sonrası hemen sertlik olması beklenmemelidir, etkinlik bir ay sonrasında başlamaktadır.

Op. Dr. Murat Çeltik
Üroloji Uzmanı

 

Batı’da seks yogası olarak bilinen Tantrik seks, adıyla insanı ürkütse de aslında uygulaması son derece kolay bir öğreti. Birlikteliğinize renk katacak bu binlerce yıllık felsefenin söyledikleri son derece basit; birbirinize sarılın veeee…

Batı’da “seks yogası” olarak bilinen Tantra, aslında Hindistan’da doğmuş ve 4000 yıllık geçmişi olan bir öğreti. Tantraya göre kutsal ve hayat verici olan cinsel enerjiyle savaşmak yerine, ona dostça yaklaşarak dönüştürdüğünüzde, bambaşka bir ruhsal güç ortaya çıkar. Tantra öğrenme süreci sona ermeyen ve üstünde yıllarca çalışılabileceğiniz bir yöntem. İyi tarafı, bu çalışmanın sonuçlarını hemen alabilmek. Bu adımları takip ettiğinizde cinsel hayatınızdaki değişiminn farkına varabiliyorsunuz.

Klasik bakışa göre sevişmenin tek bir hedefi vardır: Orgazm. Çiftler aynı anda orgazm olabilirlerse sevişme çok başarılıdır, iki taraf da orgazm olamamışsa, zaman boşa harcanmıştır. Ama, çiftler sadece orgazma odaklanıklarında sevişmenin getirdiği başka hazlardan mahrum kalırlar. Tantrik seksin ise bir hedefi yoktur. Tek amaç birleşmedir ve seksin her anı bu amaca hizmet eder. Sevgilinizle yalnızca bedenselolarak değil, zihinsel ve ruhsal olarak da birleşmelisiniz. Bunu kolaylaştırmak için sevgilinize farklı bir gözle bakmayı deneyin, onu kutsal olanın yansıması olarak görün. Birbirinizin güzelliğini ve görkemini fark edin.

KUTSAL ODANIZI HAZIRLAYIN
Evdeki herhangi bir odayı, kutsal bir mekana dönüştürmek yalnızca birkaç dakikanızı alacak. Önce odayı iyice temizleyin ve etraftaki tüm döküntüleri toplayın. Işıkları kısın, odayı mumlarla aydınlatın; bitkiler, taze çiçekler ve meyvelerle süsleyin. Sizin için duygusal önemi olan objeleri odaya yerleştirin. İsterseniz, birlikte içmek için şarap da alabilirsiniz. Yatağınıza temiz çarşaflar serin ve fazladan yastık koyun. İşiniz bittiğinde, odayı kötü enerjilerden arındırın. Yani, negatif ve korku dolu duygu ve düşüncelerinizi kovun; yerine neşeli, tutkulu ve güvenli hisleri davet edin.

ARINMA BANYOSU
Birlikte bu dünyaya ait tüm kirleri, endişeleri ve gerginliği üzerinizden atın. Rahatlatıcı tuzlar ve yağlarla yapacağınız keyifli bir banyo size çok iyi gelecek; özellikle de küvete birlikte sığabiliyorsanız. Küvetinizin olmaması problem değil, duş almak da işe yarar. Birbirinize ilgi gösterin, birbirinizi yıkayın ve banyoyu yavaş ve lüks bir seansa dönüştürün.

SAYGI
Mutluluğun doruğuna ulaşmanın yolu, sevişme tekniklerinden değil; sevgilinize güvenmekten, ona teslim olmaktan ve kalbinizi açmaktan geçiyor. Bu zevk yolculuğunda birbirini seven ve eşit taraflar olarak birleşmelisiniz. Bu sözlerimiz erkeklere; o yüzden sevgilinize okutmanızı tavsiye ediyoruz: Sevdiğiniz kadına ona ne kadar önem verdiğinizi ve saygı duyduğunuzu anlatın. Sürekli onu düşündüğünüzü ve sevişmeyi ne kadar istediğinizi kulağına fısıldayın. Aynı anda başarılı bir iş kadını, saygılı bir kız çocuğu, sadık bir eş, sevgi dolu bir anne ve şehvetli bir sevgili olabileceğine inanmasını sağlayın. Biliyorsunuz, erkekler duygusal yakınlıktan korkarlar. Sevgiliniz de ne kadar sert ve duygusuz davranıyorsa, güvenmekten, teslim olmaktan ve kontrolünü kaybetmekten o kadar korkuyordur. Ne kadar güçlü olduğunu bildiğinizi söyleyin, ama bir yandan da onu duygularını göstermeye davet edin. Ne kadar yakışıklı ve yetenekli olduğunu, onu ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin. Uzakta olduğunda onunla ilgili fantaziler kurduğunuzu anlatın.

ÖN SEVİŞME
Sevişmek için birbirinizden izin aldınız. Nefes alıp verişinizi birbirine uydurun ve derin göz teması kurun. Böylece yalnızca bedenleriniz değil, enerjileriniz de birleşecek. Birbirinizin bedenini istek ve hayranlıkla keşfe çıkın. Tantrik seksin hedefi olmadığını unutmayın. Bir yere ulaşmaya çalışmıyorsunuz. Cinsel enerjinizi dönüştürmeyi öğrendikten sonra yalnzca parmaklarınızı birbirine değdirerek bile orgazm olabileceğinizi göreceksiniz.

İLİŞKİ
15 dakikalık bir sevişme çoğu kadın için tatmin edici değildir. Boşalmadan orgazm olmak erkeklerin enerjisini korumasını ve birden çok orgazm yaşamasını sağlar. Ama bunu öğrenmek bir seferde olacak bir şey değildir; haftalar, hatta aylar sürebilir. Tantrik seksin saatler sürmesi, ilişkinin saatler boyunca devam edeceği anlamına gelmez. Hatta erkeğin yarım saatte bir dinlenmesi, kan dolaşımını sağlaması ve hormon seviyelerini dengelemesi açısından önemlidir.

ENERJİ DOLAŞIMI
Sevgililerin uyarılması ve bu cinsel enerjiyi uzun süre korumaları çok büyük bir ruhsal enerjiyi açığa çıkarır. Ama erkekler için cinsel enerjilerini aktarabilecekleri bir yer olmadığında bir süre sonra sevişmeyi sona erdiren boşalma gerçekleşir. Nefes alma, gevşeme ve kas egzersizleriyle cinsel enerjiyi bedenlerinizde dolaştırmayı öğrendiğinizdeyse egolar ortadan kalkar ve çiftler gerçek birleşmeyi yaşar.

SON
Normalde sevişmeler erkeğin boşalmasıyla sona erer. Ama erkek boşalmamayı öğrendiğinde, sevişmenin ne zaman biteceği tamamen sizin seçiminize kalmıştır. Tantrik seks yorgunluk ve tükenmeyle değil, gevşeme ve canlanmayla sona erer.

HAZZI PAYLAŞMAK
Güzel yemekleri ve şarapları paylaşmak, birbirinize masaj yapmak, kostümler giymek ve seksi oyunlar oynamak da Tantra geleneğinin bir parçasıdır. Kostümlerle farklı karakterlere bürünün, maskeler takın, birlikte gülüp eğlenin. Tantrik seksin ciddi olması, ağır ve sıkıcı olmasını gerektirmez.

BU HABERİ OKUDUKTAN SONRA HERKES KONDOM KULLANMAK İSTEYECEK!

Kondom kullanımı; AIDS ve HIV gibi zührevi hastalıklardan korunabilmek, beklenmedik ilişkilerde ve düzenli bir ilişkide karşılaşılabilecek gebelik riskini azaltmak için en ucuz, basit, zararsız, kullanışlı ve etkili bir yöntemdir. Bazı çiftler kondom kullandıkları zaman cinsel ilişkiden aldıkları zevkin azaldığını söyleyerek kondom kullanımını reddederler. Ama kondom kullanımını keyifli hale getirmek aslında bizim elimizde. CİSED Onursal Başkanı Cem Keçe, kondon kullanımı ile ilgili aklımıza takılan tüm soruları yanıtlıyor.

Kondom kullanımı nasıl keyifli hale getirilebilir?

Her şeye rağmen, kadın ve erkek olmak üzere pek çok çift, kondom kullanımının hissel duyguları azalttığı, mekanik ve yapay bir özelliği olduğu için cinsel arzuyu yok ettiğini düşündüğünden kullanmak istemiyor. Kondom ne kadar ince olursa olsun, doğrudan doğruya temasın verdiği sıcaklığı sağlayamaz fakat bölgesel uyarılma açısından kondom kullanılıp kullanılmaması arasında bir ayrım yoktur.

Cinsel heyecanı kondomla da sağlayabilirsiniz!

Çoğu erkek, özellikle de Türk erkekleri kondom nedeniyle cinsel heyecanlarının azaldığından, bu nedenle kondomu iktidarsızlığa neden olduğundan söz ederler. Cinsel uyarılma doğrudan beynin bu durumu nasıl kaydettiğiyle ilgilidir. Bu yanılgıyı düzeltebilmek için erkekler tırtıllı, renkli, meyveli ya da geciktirici kremli kondomlarla ilişkilerinin daha zevkli ve daha uzun süreli bir hale gelmesini sağlayabilirler.
Yatak odanızı renklendirin, orgazm süresini uzatın!

Fantazilerinizi rengarenk ve kokulu kondomlarla renklendirin!

Hem cinsel yolla bulaşan hastalıklardan hem istenmeyen gebelikten korunabilmek hem de fantezilerinizi renklendirmek için tercihe göre çağımızın modern kondomları denenebilir. Örneğin; geciktiricili kondom penis ucunu uyuşturucu ve uyarılma süresini uzatıcı bir krem içerdiğinden boşalma süresini uzatabildiği için erken boşalmaya iyi gelebilir ve cinsel doyumsuzluğun giderilmesine yardımcı olabilir. Yine, partnerin aldığı zevk oranını yükseltmek için sürtünme oranını artıran tırtıllı, halkalı ya da noktalı kondomlar kullanılabilir. Cinsel hayatı renklendirmek, fantezilerle ayrı bir hava katmak ya da oral seksle cinselliği tatlandırmak için meyve aromalı veya renk renk kondomlar tercih edilebilir.

Hala kondom kullanmak istemiyor musunuz?

Eğer partner her şeye rağmen cinsel ilişki esnasında hâlâ kondom kullanmak istemiyorsa, erotik aşk oyunlarının arasına kondom takma işlemini eklenebilir. Ardından, meyveli kondomla yapılacak olan oral seks sayesinde hem erkek hem de kadın cinselliğin farklı bir tadına varabilir. Ayrıca, renk renk ve kokulu kondomlar cinsel fantezileri süsleyerek cinselliği şirin bir imaja dönüştürebilir. Sürtünme oranını artırdığı için özellikle kadın partnere zevk veren şekilli kondomlardan alınan zevki dışa vurarak, partnerin kondomu seks oyuncağı olarak görmesi de sağlanabilir. Son olarak çift hala zevk almadığını düşünüyorsa, meyveli, tırtıklı, titreşimli veya ekstra ince kondom deneyebilir.

Kadınların Venüs’ten mi, yoksa Mars’tan mı geldiği hala çözülmemiş olsa da erkeklerin yatakta kadınlar kadar duygusal olmadığı dünyalı oldukları kadar gerçek bir bilgi. Kadınlar romantizmi, erkekler erotizmi sever. Peki bu iki farklı düşünce yatağa girdiğinde ne olur? Ya iç savaş ya da dünyalar arası bir savaş çıkar. Savaşın mağdurları ise genelde yatakta mutluluğu yakalayamamış kadınlar olur.

Biz kadınlar ve ‘Ah şu erkekler!’ Ne birlikte yapabiliyoruz ne de onlardan ayrılabiliyoruz. Onlarla olunca bazen mutlu bazen mutsuz oluyoruz ama ne olursa olsun onlardan vazgeçemiyoruz. Durum böyle olunca da yataktaki çatışmalar kaçınılmaz oluyor. Özellikle de erkekler çoğu zaman kadınları anlamıyor. Biz kadınlar her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp romantik bir gecenin hayalini kurarken, erkekler sanki her şeyi berbat etme çabası içinde oluyorlar. Çünkü biz kadınlar romantizmi severken erkekler erotizmi tercih ediyor.
Psikolog Serap Güngör, bu durumu şöyle açıklıyor: “Kadın ve erkeğin kafasında ‘ideal cinsel ilişki’ konusunda çok değişik kavramlar ve yaklaşımlar bulunuyor. Erkek sadece fiziksel boşalım düşlerken, kadın duygusal tatmin peşinde oluyor. Kadın için aşk, paylaşım, şefkat ve ilgi ‘mükemmel teknik’ten önce geliyor. Kadın için cinsel tatmin ancak duygusal tatminle bütünleştiğinde anlam ve değer kazanıyor. Kadınlar cinselliği duygusal, uzun süreye gereksinimi olan bir şey olarak görüyor. Ayrıca cinsel ilişki bittikten sonra da sevgi, şefkat, tutkunun devam etmesini istiyor ve aynı duyguları partnerinin de hissetmesini bekliyor. Kısacası kadınlar için cinselliğin dünü, bugünü ve geleceği oluyor. Kadınlar hayatlarının her alanı gibi cinsel yaşamlarını da ara ara gözden geçirilip yenilenmesi gereken bir şey olarak görüyorlar. Erkek, cinsel yaşama kadına göre daha teknik açıdan bakıyor. Erkekler toplumsal önyargıların aksine sekse daha meraklı oldukları halde, cinsel ilişkide klasik kalıplarla yetinirlerken, kadınlar ilişkiye renk katmak için büyük çaba harcayan taraf oluyor.”

Romantik kadınlar
İki cinsin hormon yapısındaki farklılığı, çocukluktan edindikleri alışkanlıkları, toplum tarafından belirlenen rolleri, yetiştiriliş özellikleri, öğrenilmiş birtakım davranış modelleri ve şartlanmaları farklı oluyor. Bu farklılıklarda en fazla göze çarpansa kadının daha duygusal ve romantik oluşu; erkeğinse bu kavramlara uzaklığı oluyor. Kadınlar yapıları gereği hem yatakta hem de sosyal yaşamlarında erkeklere göre daha fazla romantizm yaşıyorlar. Kadın ve erkeğin kafasında ‘ideal cinsel ilişki’ konusunda çok değişik kavramlar, yaklaşımlar bulunuyor. Erkek sadece fiziksel boşalım düşlerken, kadın duygusal tatmin peşinde oluyor. Yani kadın önce sevgi, şefkat, tutku ile uzun ön sevişme, sonra cinsel birleşme ile bir bütünü oluşturma, en sonunda da bütünün devamlılığını hissetme adına yine sevgi, şefkat, tutku ve yakınlığı yaşamak istiyor. Sonuç olarak diyebiliriz ki; erkekler seksi, kadınlar ise sevişmeyi seviyorlar. Seks erotizmi, sevişmek romantizmi besliyor.

Romantizmin cinsellik üzerindeki etkileri neler oluyor?
Psikolog Serap Güngör, “Romantizm, çiftlerin arasında yoksun olan iletişimin güçlenmesini sağlıyor. Güçlenen iletişim sayesinde neredeyse hiç denebilecek kadar az konuşulan cinsellik hakkında iletişime geçilebiliyor. Bilindiği gibi, ani bir heyecan ya da mutluluk hissi cinsel dürtüleri harekete geçirmekte önemli rol oynayan hormonların salgılanmasını tetikleyebiliyor. Erkeklerin romantik anlar yaratması ve küçük sürprizler yapması, uzun zamandır hayali kurulan ya da beklenen bir davranışı gerçekleştirmeleri, küçük jestler yapmaları, partnerlerine yakınlaşmaları, onları dinlemeleri, anlamaya çalışmaları oldukça önemli. Kadınların özel ve değerli olduklarını hissedebilecekleri davranışlarda bulunmaları ve güzel sözler söylemeleri, çiçek almanın önemini kavramaları, kısacası partnerlerinin duygusal gereksinimlerini karşılamaları ve romantik alışkanlıklar yaratmaları, partnerlerinin dişiliğini beslediği kadar, onların da erkekliklerini destekliyor. Böylece unutulmaz ve sürekliliği olan bir cinselliğin tadına varmak mümkün olabiliyor” diyor.

Dişiliğinizi ortaya çıkarın!
Yüz hatlarını ortaya çıkaracak kadar yapılan bir makyaj, kendine yakışan bir saç modeli ve seksi simgeleyen takılar… Aslında, kendine bakan, makyajını yapan, süsüne dikkat eden, kıyafetini özenle seçen, kilosuyla barışık ve seksi bir kadın olduğunu önce kendisi hisseden her kadın alımlı ve çekici olabiliyor. Bu çekicilik bir de ses tonunda yatan albeni ve şehvetli hareketlerle süslenirse, doğuştan gelen ve görünmez bir silah olan dişiliği ortaya çıkarmak bir hayli kolay! Dişil enerjiyi açığa çıkarmada başarılı olabilmek için sadece yatakta değil, mahrem hayatın her yerinde kadınların kadın olduklarını hissetmeleri ve hissettirmeleri, kadın olarak görünür olmaları çok önemli… Sosyal yaşamda olduğu gibi cinsellikte de, dişilik yanından çok dişli oluşunu ön plana çıkaran kadın feminenlikten bir hayli uzaklaşabiliyor. Sonuç olarak, kadınlık ile dişilik arasındaki o ince çizgi, bir kadının kendini görünür kılmasında saklı…

Modern kadın ve cinsellik
Modern kadının çalışma hayatındaki yeri de cinselliği etkileyebiliyor. Psikolog Serap Güngör, “Kadınlar toplumdaki statülerini arttırdı ve erkeklerle aynı düzeye çıkma hakkını yakaladı. Kadınların elde ettiği bu güç ve bu gücün getirmiş olduğu güzellikler elbette gurur verici. Ancak kadınların ve erkeklerin doğalarından kaynaklanan psikolojik ve sosyal rollerinin unutulmaması gerekiyor. Cinselliğin bir güç savaşı gibi algılanması bir zaman sonra iki tarafı tatmin etmeyecek durumlara sürükleyebiliyor. Cinsellik kadınların ve erkeklerin yarışmalarına veya güç gösterilerine lüzum bırakmayan çok özel ve mahrem bir yaşantı. Kadın-erkek eşitliği kavramı, güç gösterileri, üstünlük kurma çabaları cinselliğe yansıtılmamalı. Bazen erkek bazen de kadın dengeli bir şekilde uyuma ve ahenge ulaşmalı, haz alıp haz verebilmeli. Yatakta kadın ve erkeğin doğaları gereği var olan farklılıklarının görmezden gelinmesi seks hayatına zarar verebiliyor, hem erkeklerde hem de kadınlarda cinsel istekte azalmaya veya cinsellikten soğumaya yol açabiliyor. Bu nedenle, kadınların ve erkeklerin cinsel rolleri arasındaki çizgi tamamıyla ortadan kalkmamalı” diyor.

Erotizm neden erkeklerin tercihi?
Kadın ve erkek, fiziksel anlamda birbirinden farklı olduğu gibi cinsel düşünce açısından da bir hayli farklı. Bu farklılık erkekler sadece seks düşünüyor, ilk tercihleri erotizmdir diye yorumlanmamalı. Çünkü kadınlar cinsel açıdan uyarılmadan önce nasıl ki aşk ve sevgi istiyorsa, erkekler de sevgiyi tadabilmek ve tattırabilmek için önce cinselliğe gerek duyuyor. Diğer bir deyişle, kadınların cinsel arzu duymadan önce duygusal doyuma ulaşmaları gerekiyorsa, erkeklerin de cinsel ilişki boyunca duygusal açıdan tatmin olduklarını söyleyebiliriz. Dolayısıyla, erkeklerin cinselliğe düşkün oldukları yanılgısının altında, aslında cinsel ilişki aracılığı ile duygularını yeniden yüzeye çıkarma arzuları var.

Erotik olmak için neler yapılabilir?
Belki bu sözler sizin de zaman zaman aklınıza geliyor ama son anda sarf etmekten çekindiğiniz için kelimeler boğazınızda düğümleniyor. Bunlar sahiplenilme duygusunu yansıtan sözlerdir: ‘Seninim’, ‘bana sahip ol’, ‘seni arzuluyorum’, ‘bana istediğini yapabilirsin’ gibi cümleler, kadınlar tarafından cinsel birliktelik sırasında söylendiğinde, hemen hemen tüm erkekleri uyarabiliyor. Bu gibi sözler erkekte sahiplik duygusunu alevlendiriyor ve erkek kendini daha güçlü hissediyor. Bir başka deyişle, kendini ‘daha erkek’ hissediyor. Bundan dolayı erkek genelde buna büyük bir istekle karşılık veriyor ve sahip olma duygusunu ortaya koyuyor. Genellikle, erkekler erotizmde kadınlara oranla daha sert bir dil kullanıyor. Ama bu olumsuz bir durum değil. Aksine, erkeklerin böyle bir dil kullanması sonucunda çoğu kadının bu tür bir yaklaşımdan hoşnut kaldığı biliniyor. Bu şekilde, çiftler farkında olmadan birbirine en derin duygularını ifade ediyor, içlerindeki duyguları kontrolsüzce ortaya koyuyorlar. Hatta, konuşarak sevişmeleri sayesinde tam anlamıyla birliktelik sağlandığını da fark ediyorlar. Kadınlar, genellikle erkeklerden ‘seni istiyorum’, ‘sana doyamıyorum’, ‘sana aşığım’ gibi beğeni ifade eden cümleleri duymaktan hoşlanıyorlar. Erkeğin kendi gücünü ve kadını arzuladığını hissettirdiği cümleler kadınların heyecanlanmasına yol açıyor.

Prezervatif veya Kondom, kauçuktan üretilen, erkek cinsel organına takılan ve bu sayede cinsel hastalıklardan korunma veya doğum kontrol yöntemi olarak kullanılan en etkin cinsel sağlık ürünüdür.
Prezervatif, sertleşmiş erkek cinsel organına, cinsel birleşmeden önce ve kadının cinsel bölgesine hiçbir temas olmadan önce takılır. Çünkü boşalma esnasındaki salgıdan önce salgılanan sıvılarda da erkek sperimi bulunabilir. Prezervatif takılırken, uç kısmında
spermin dolması için yapılmış olan rezervuar uç, baş parmak ve işaret parmağı ile sıkıştırılarak havası alınır. Diğer elin baş ve işaret parmakları ile prezervatif, kenarlarından penis köküne doğru kaydırılarak takılır.

Prezervatifin ilişki esnasında ve sonrasında çıkmaması için, ereksiyon dışı hallerde kullanılmaması gerekir. Boşalmadan hemen sonra prezervatif dikkatli bir şekilde derhal çıkarılmalıdır. Her bir prezervatif sadece bir kez kullanılmalıdır. Prezervatif kullanılırken, vazelin gibi başka maddelerle temas ettirilmemelidir. Bu gibi durumlarda prezervatifte yırtılma gibi durumlar söz konusu olabilir. Eğer kayganlaştırıcı gibi ürünlerin kullanılması gerekiyorsa, bu duruma yönelik özel olaraküretilmiş ürünler kullanılmalıdır. Prezervatif, serin ve kuru yerde saklanmalıdır. Sıcak yerlerde saklanan prezervatifler bozulabilir ve kullanım sırasında sperm sızdırabilir. Prezervatif sadece bir kullanımlıktır. Her bir ilişkide yeni bir prezervatif kullanılmalıdır.